Bir Gözlük Alma Macerası

Temmuz benim doğum günü ayım. Bu yıl yirmileri ortalamam, tüm sevdiklerimden uzakta olmam, rafine şekeri kesme çabasında olmam gibi duygusal sebeplerle kendimi şımartacak bir hediye vermek istiyorum kendime. Aslında kararımı verdim, tam da yaza uygun ilginç enteresan bir gözlük alacağım. Ne zamandır beğeniyle takip ettiğim bir markanın geri dönüştürülmüş plastikten ürettiği gözlüklere bakarken kendimi daha tasarım markalara bakarken buldum. Oysa benim temel kaygım net: o markadan alışveriş yapmakla neye katkı sunmuş oluyorum? Benim eğlencemin insan ve çevre üzerindeki etkisi ne? İşte bu soruya cevap verme çabamı sizinle de paylaşmak istiyorum. Belki de yazının sonunda karar verebilmiş olurum.

Evet, gözlük seçerken normalde “hızlı moda” kategorisi altında değerlendirdiğimiz markalardan uzak durmak daha kolay. Kaliteleri hakkında çok yorum yapamam, o konuda da belli kalite standartları vardır ve kontrol ediliyorlardır herhalde. Ben zaten çok fazla alışveriş yapmadığım için yaparken kalitesine güvendiğim şeyleri arayıp bulmaya çabalıyorum. Statü göstermesi amacını saymazsak biraz da bu yüzden belli markaları seçiyoruz. Görece pahalı olmaları, dünya çapında bilinmeleri, “influencer”ların reklamları da hep etkili. Oysa yüksek etiket hep kalite anlamına gelmez. Çalışanların iyi muamele gördüğü, mutlu olduğu anlamına da gelmez.

İlk aklıma gelen Deutsche Welle’nin Luxury: Behind the mirror of high-end fashion belgeseli. İtalya’da, Fransa’da bir ürünün Bangladeş’ten daha iyi şartlarda üretildiğini düşünüyorsanız bu belgesel baya şaşırtıcı gelecektir. Derinin ve kürkün nereden geldiği, taşeronlar, uzun çalışma saatleri, denetleme azlığı vs izleyince görecekleriniz arasında.

Bir başka mesele de bu lüks markaların, H&M ve Nike’ın da yaptığı gibi, ürünlerini yakması. Gerçek anlamda yakıyorlar. H&M gibi markalar için bunun yapılma sebebi maliyet düşürme olabilir ama lüks markalar için en başta gelen sebep indirime gitmenin marka imajına zarar verecek olması ve ürünlerinin “yanlış kişilerin” eline geçmesini istememeleri. 2018 yılından bir veriye göre Burberry yıllık 36 Milyon $ değerinde kıyafet yaktı. Gelen eleştiriler üzerine bu işlemi “çevreye en az etkiyle” yaptıklarını ve ortaya çıkan enerjinin “değerlendirildiğini” açıkladılar. Benzeri şekilde Louis Vuitton her yıl ellerinde kalan çantaları yakıyor.

Bu konuda örnek bir yasa: Fransa’da markalar ürettikleri malların kullanım ömrü bitince ne olacağından sorumlular. Ya resmi makamlarca onaylanan kendi geri dönüştürme organizasyonlarını oluşturmak ya da tüketicileri var olan bir organizasyona yönlendirmek zorundalar. Yasa Fransa pazarında satış yapan giyim, ev tekstili ve ayakkabı üreticilerini kapsıyor. Ayrıntılı okumak isterseniz şöyle bir kaynak önerebilirim.

CHPO ve ekip.

Bunlar olmazsa ne olacak? Baştan ilkelerini belirleyen ve buna uygun üretim yapan markalar da var. Evet belki onların da eksileri vardır ve bir şeyleri yanlış yapıyorlardır. Yine de terazide artıları daha fazla basıyor. Mesela İsveç’ten CHPO. Ürettikleri tüm gözlükleri geri dönüştürülmüş plastikten üretiyorlar, saatler ise geri dönüştürülebiliyor. Sadece vegan deri kullanıyorlar ve PETA onaylılar. Üretim yerlerine baktığınız zaman çalıştıkları iki fabrikayı da çalışan sayısına kadar (ki birinde 70 birinde 30 kişi) şeffaf şekilde paylaşıyorlar. Her yıl farklı STK’lar ile işbirliği yapıp koleksiyon gelirlerini bağışlıyorlar. Ayrıca çok da güzel bir mottoları var.

If you hate homosexuals, people of different color or women, please do this one favor for us. Don’t buy our gear.

Evet bunları yazarken bile kendime neyi düşünüyorsun diye soruyorum. Uzun yıllar kullanacağım desem tam da bu sebeple, her seferinde gurur hissetmek için bile tercih edebilirim CHPO’yu. Onun dışında modellerini beğendiğim iki marka daha var: A.Kjærbede ve Komono. A.Kjærbede, Danimarka’dan bir marka. Uzun yıllar moda endüstrisinde çalışmış olan Adam Geertsen tarafından ulaşılabilirlik ve lüksü biraraya getirmek amacından yola çıkarak kurulmuş. Her sene trendlere göre şekillenen sadece bir koleksiyon çıkarıyorlar. Komono da Belçika’dan, minimalist estetikle tasarlanan gözlükler yapıyorlar. Oldukça ilginç tasarımları var.

Komono’nun bu modelleri benim seçeneklerim arasında değil. Zaten oldukça düşük fiyatlardan başlayan fiyatlar bu modellerde Burberry ile yarışıyor. A.Kjærbede’nin kendi halindeliği ve cidden de düşük fiyatları da akıl çeldirici. Ben şu an Almanya’da olduğum için Avrupa bazlı böyle daha küçük markalarla ilgileniyorum ama CHPO ve Komono ürünlerini Türkiye’de bulmak mümkün. Sadece kurdan dolayı doğrudan kendilerinden almaya kıyasla biraz daha pahalıya gelebiliyor. Bir de bahsetmeden geçmek istemediğim Kuboraum gibi bambaşka işler yapanlar var. Giyilebilen sanat ve kişiye özel ürünler yapan atölyeler var. Burberry ya da Tom Ford yerine aynı miktarda ücretle gerçek bir sanat eserine sahip olmak da güzel bir seçenek.

İşte böyle. Bir gözlük almak üniversite tercihi yapmak kadar çetrefilli bir süreç olabiliyor. Gerçi ben o tercihi çok daha kısa sürede yapmıştım, sonra da 5 sene boyu pişman olmuştum. Zaman vermek, neyin sizin için daha önemi olduğuna karar vermek ve tercihlerinizin içinize sinmesi gerçekten önemli. Ben incelemeye devam. Doğum günü ayım bitmeden, en azından ağustosta dönmeden önce seçim yapabilmem umuduyla.

Yazı önerileri:

2 Yorum

    1. Yaa ihtiyaç değil keyif için alıyorum. O yüzden de biraz düşünmem lazım sonra pişman olmamak için 😉

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s