Neden Her Çevreci Irkçılık Karşıtı Olmalıdır?

Çevreciler genelde gelecek nesiller için gezegeni korumaya inanan iyi niyetli ve ileri görüşlü insanlar olurlar. Yeniden kullanılabilir bardaklar alırlar, etik ilkelerle üretilmiş kıyafetler giyerler ve nesli tükenmekte olan türleri korumaya çalışırlar; ancak, birçoğu aynı şeyi nesli tükenmekte olan bir Siyah yaşam için yapmakta tereddüt ediyor ve neden tersini yapmaları gerektiği konusu da pek net değil gibi.

Siyah bir çevreci olarak bununla çok mücadele ettim. İnsanlığım için mücadelem neden iklim adaleti meselesine isteğe bağlı ya da özel bir eklenti gibi görülüyor? İklim protestoları sırasında beyaz çevrecilerin yanında durdum, ama siyah ve kahverengi insanlara haksız şiddet eylemleri sırasında bu topluluğum tarafından terk edilmiş gibi hissettim. Ama artık yetti. Şimdi #BlackLivesMatter hareketinin ve çevreciliğin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu görme zamanı.

2014 yazında silahsız bir siyah genç olan Michael Brown evimden sadece birkaç mil ötede bir sokakta bir polis memuru tarafından en az altı kez vurulup öldüğünde, memleketim Florissant, Missouri’de okul tatilindeydim. İnsanlar yetkililerle iletişimleri olmadan yaşanan olayı anlamaya çalışırken Michael Brown’un vücudu sokakta saatlerce yattı. Gerilim tırmandı ve ayaklanmalar başladı. Sonra ben, Çevre Bilimi ve Politika eğitimime devam etmek için Güney Kaliforniya’ya geri dönmek zorunda kaldım.

Ferguson ayaklanmaları sırasında doğada zaman geçirmek, evdeyken olanların travmasını atlatmama yardımcı oldu, ancak aynı zamanda kendimi suçlu hissettim. Ben plajdayken ya da doğada yürüyüş yaparken, ailem ve arkadaşlarım vatandaşlık hakları için mücadele ediyorlar, protestolar sırasında göz yaşartıcı gaza maruz bırakılıyorlardı. Ülkenin dört bir yanındaki Ferguson gibi topluluklar, hem böyle huzursuzluk dönemlerinde hem de ötesinde bu haklara sahip değilken ben neden Orange County’de hava, su ve bol doğaya ulaşabiliyordum?

Dışarıda her derin nefes alışımda, yakın zamanda George Floyd’la yinelenen Eric Garner’ın son birkaç kelimesini düşünüyordum: “Nefes alamıyorum.” Çevre bilim derslerinde, renkli insan nüfusunun yoğun olduğu yerlerde hava kalitesinin daha kötü olduğunu söyleyip korunmaları gerektiğini savunurken sık sık kafa karışıklığıyla karşılaştım. O zamanlarda çalışmalarımın ırkçılıkla mücadeleye doğrudan katkıda bulunabileceğini fark ettim.

American Journal of Public Health’te 2018’te yayınlanan hava kalitesi üzerine yapılmış bir araştırmada, araştırmacılar, “beyaz olmayanların 1.28 kat daha fazla zorluk yaşadığını” ve siyah yurttaşlar arasında parçacık maddelere maruz kalma oranının “toplam nüfusa göre 1.54 daha fazla olduğu” bulgusuna ulaştılar. (Partikül maddeler havadaki katı ve sıvı parçacıkların bir kombinasyonudur; bu küçük parçacıklar solunduğunda akciğerlerinize ve kan dolaşımınıza sızıp ciddi hastalıklara neden olabilir.) Önceki çalışmalar da orantısız maruz kalmayı, kötü hava kalitesi ve ırksal demografik özelliklere bağlamıştı. 2016 Uluslararası Çevre Çalışması, belirli renk topluluklarının partikül maddeye daha fazla maruz kaldığını belirledi. Kötü hava kalitesine ek olarak, bu mahallelerde su kalitesini azaltabilecek atık sahalarının bulunması da daha olası.

İklim değişikliği ve doğal afetlerin sıklığını tartışırken, Chapman Üniversitesi’nde çevre bilimi, sağlık ve politika alanında yardımcı doçent olan Georgiana Bostean, “Etkiler tüm popülasyonlar tarafından eşit olarak hissedilmiyor” diye belirtiyor. Katrina Kasırgası sırasında en büyük hasar siyah yoğunluklu mahallelerde oluştu, ancak hasar azaltma önlemleri, daha az etkilenen beyazların yoğun olduğu ve daha yüksek gelirli mahallelerde sağlananlara kıyasla çok daha yavaş ve yetersizdi.

Bu farklılıklar, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki topluluklarda ırksal sınırlar boyunca görülen sağlık ve çevre krizlerine yol açıyor. Pek çok siyah insanın ölümüne yol açan baskı düzeni, çevresel adaletsizliği sürdüren sistemle aynı. Bu farkındalık beni “kesişimsel çevrecilik” terimine ve çevrecileri suç ortağı değil ırkçılık karşıtı destekçiler olmaya itmek için bu terimi tartışmaya dahil etme çabasına götürdü.

Kesişimsel çevrecilik, hem insanların hem de gezegenin korunmasını savunan çevreciliğin kapsayıcı bir versiyonudur. Ötekileştirilmiş toplulukların ve dünyada olan adaletsizliklerin birbirine nasıl bağlandığını tanımlar. En savunmasız topluluklara ve gezegene karşı yapılan adaletsizlikleri ön plana çıkarır. Toplumsal eşitsizliğin etkilerini görmezden gelmez ya da susturmaz.

Irkçılık ne kadar uzun süre gündeme gelmezse, kısmen de siyah eylemcilerin zamanı ve enerjisi bu yüzden tükendiği için gezegeni kurtarmak daha zor olacaktır. Kapsayıcı iklim adaleti aktivisti Mikaela Loach, dostlarımızın şu an adım atmaları gerektiğini, bu sayede Siyahların enerjilerini ve zamanlarını ağırlıklı olarak beyazlardan oluşan çevreci alanlarda neden var olduklarını diğer insanlara açıklamak için kullanmak yerine, iklim çözümlerine yatırım yapmak için kullanabileceklerini belirtiyor.

Her çevreci, hem iklim hem de sosyal adaleti sağlamak için kendilerini sorumlu tutmalı ve ırkçılık karşıtı çalışmalar yapmalıdır. Gezegeni ve Siyah yaşamları kurtarmak için kesişimsel çevreciliği teşvik etmeliyiz.

*Yazının orjinali Leah Thomas tarafından kaleme alınmış, Vogue dergisinde yayınlanmıştır. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s