Neoliberal Vahşilik ve Normal

Hakkında konuşmayı sürekli ertelediğim bu mesele artık her şeyin merkezinde. Korona virüs salgını geldi ve bugün yarın da gidecek gibi görünmüyor. Hayatlarımız, bugüne kadar alıştığımız bildiğimiz şekilde akmıyor. Peki tekstil ve hazır giyime dair alışkanlıklarımız bu pandemiden nasıl etkileniyor? Mevcut tüketim alışkanlıklarımız üzerine biraz kafa yorma zamanı nihayet geldi mi?

What Will It Take to Win the Consumerism Challenge? Consumer holding bag with clinicians standing in it
https://www.aha.org

Sizler de görüyorsunuzdur, kimileri – taş attığım keşke influence etmese dediğimiz influencerlar – aynı alışveriş alışkanlıklarını sürdürmeye devam ediyor. Takip edebildiğim kadarıyla daha iki üç hafta öncesine kadar şehirlerimizdeki alışveriş merkezleri bile açıktı. Şimdi kapalı ama kapanırken “Sağlınız bizim için önemli. Mağazalarımızı geçici bir süreyle kapatıyoruz. Online mağazamız ise 7/24 hizmetinizde.” şeklinde mesajları ile içimize su serpmeyi ihmal etmediler. Yani birkaç çift daha ayakkabı almak isterseniz, aynı çantanın bir de sarısı lazımsa filan tutmayın kendinizi dediler kısaca.

Evet, içerde oturmaktan bazen ben de bunalıyorum. Zaten ev insanı olmakla istediğin zaman çıkamamak arasında ciddi bir fark var. Ben bir de Berlin’deyim. Bir defter dolusu planla geldim ama sonuçta olan bir aylık Almanca kursunu bile Zoom üzerinden almak zorunda kaldım. Bu şehre alışma sürecini kıyıda köşede bir yurtta geçiriyorum ve hayatımdaki en büyük aksiyon markete gitmek. Bazen dünya için önemsiz ama kendimi iyi hissettirecek, eski normalimi hatırlatacak oje sürmek, fular takmak gibi şeyler yapıyorum. Herkes farklı şekilde mücadele ediyor olabilir ama cidden bu kadar alışverişe, her zamankinden daha çok alışverişe neden ihtiyaç olsun şu an ya?

Noam Chomsky, çok yeni bir söyleşisinde bu krizin sebebi nedir sorusuna “neoliberal vahşilik” cevabını vermiş. Muazzam! Her şeyin, her şeyin bizim için var olduğunu sanıyoruz. Elimizdeki tüm sınırlı kaynakları bunun için arsızca kullanıyoruz. Bazı canlı türlerini yok ediyoruz, yarının hakkından çalıyoruz. Bunları hepimiz biliyoruz da ne yapıyoruz? Çöplerini ayrıştıran varsa mesela bunun huzuruyla yaşamaya devam ediyordur. Daha ne olsun? İçinde yaşadığımız çağın en önemli özelliklerinden biri herhalde bizim tüketim çılgınlığımız. Tekstile gelirsek ihtiyacımızdan çok daha fazlası üretiliyor fabrikalarda. İnsanların sağlıklarını riske atarak çalıştıkları ve çoğu üçüncü dünya ülkelerinde olan fabrikalarda. İnsanların tek seçenekleri o işler olduğu için mecburen çalıştıkları fabrikalarda. Doğal kaynakları nasıl telef ettikleri yanında üretimde ortaya çıkan atıklar meselesi var bir de. Bu konuda bir yazı ben de çevirmiştim. 2015-2030 arasında yıllık küresel tekstil atığı miktarının %60 kadar artması bekleniyor. Bu yıllık 148 milyon ton atık demek.

Uygun fiyatlı diye ya da ücretsiz kargo seçeneği var diye alışveriş yaptığınız markaların sizin iade ettiğiniz bir ürünü tekrar depoya eklemekle uğraşınca daha çok zarar ettiği için çöpe attığını biliyor musunuz? Ya da geri dönüş yolunda büyüyen karbon ayak iziniz ve geri stoklara girmesi için yapılan kontrollerin maliyetini? Çöpe atılanların mucizevi bir şekilde yok olmadığını, doğaya dönmediğini de tahmin edersiniz. Yeri gelmişken online mağazalar için çalışanların durumunu da sormalıyız. Fabrikalarda üretim devam ediyorsa mesela ne önlemler alınıyor? Kargo firmalarının çalışanları ne kadar güvende? Pınar Öğünç’ün bir kargo çalışanıyla görüşüp yazdığı iyi bir yazısı vardı Duvar’da, şöyle bir bakabilirsiniz.

Evet meselenin küçük işletmeleri destekleme boyutu da var. Onlara destek olmak için bir şeyler almaya devam ediyor olabilirsiniz belki. Bu durumda da alırken iyi düşünün ve ürün size gelirken dahil olan herkesin güvenliğini talep edin. Değişim böyle başlar. Vahşiliğimizden bir fayda görmedik, belki de daha fazla empati zamanı gelmiştir. Yalnızca tüketicilerin değil herkesin sağlığı değerli.

Bana kalırsa bu vahşiliğin bir kısmı da en az tekstil kadar dünyaya zarar veren hayvancılık endüstrisinde. Bu konu açıldığında tartışmalar pek ilerleyemiyor genelde. Şimdi de pandemi sebebiyle toplumsal travmayla daha kolay mücadele etmek için mi bilmem, bir başka kültürün alışkanlıklarını suçlamak, bunu da kolektif bir şekilde yapmak daha kolay oluyor sanki. Yarasa çorbası içiyorlarmış ondan hasta oluyoruz diyenleri görmüşsünüzdür. Açıkçası virüsün kökenine dair kapsamlı araştırmalar yapmadım. Fakat hayvan pazarlarının ciddi risk teşkil ettiği biliniyor ve daha önce de oralardan yayılan hastalıklar olmuş. Ama buna çözüm olarak yarasa değil inek yiyin, koyun yiyin demek de ne kadar sürdürülebilir bir çözüm? Çözüm mü? Jonathan Safran Foer’in Hayvan Yemek kitabını önermek istiyorum size. Hangi hayvanları yiyip hangilerini sevdiğimiz de oldukça kültürel bir şey. Üzerine düşünülesi bir şey. Tam da bu zamanda kendimizi canlıların en üstünde görmesek, ineklerin tek var oluş amacı bizi beslemek, salyangozlarınki kremlere malzeme olmak gibi düşünmesek mi? Virüsü bahane ederek yapılan kültürel şakalar aslında oldukça ırkçı ve ayrıştırıcı. Hiçbir şekilde kabul edilebilir değil.

Virüsle mücadele sürecinde aklıma gelen birkaç şeye değinmek istedim. Daha konuşacak çok şey var tabi. Bir yalınız yoksa hayat eve nasıl sığar? Virüs gerçekten zengin-fakir ayrımı yapmıyor mu? Sınırlarda sıkışan mülteciler ne yaşıyor? Bu platformda değilse de bir yerlerde bunlar da tartışılıyor. İyi ki de tartışılıyor. Bir sonraki yazıda sadece tekstile değinmeyi planlıyorum. Kayıtdışı çalışanlar şimdi ne yapıyor? El dikimi diye alınan bir Inditex ürünü zaten evlerde sigortasız güvencesiz birilerine diktiriliyordu da bir şey değişmedi mi mesela? Verilen siparişler ne olacak? İptal edilen siparişlerin maliyeti nereden çıkacak? Bu sorulara da cevap arayabiliriz. Son olarak şunu hatırlatmak istiyorum: Normale dönmeyelim çünkü sorunun kendisi zaten buydu.

Bleibt zu Hause!

No volveremos a la normalidad porque la normalidad era el problema

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
                                        sokağında fener
                                        penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
                                        umutsuz yaşanmıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s