Moda Haftaları: Bozuk Bir Sistemi Tamir Etmek

women's white button-up coat
Photo by Flaunter.com on Unsplash

Moda haftaları takviminin ortalarına yaklaştıkça, kendimi topluca kunduz günü** durumuna düşmüşüz gibi hissediyorum. Bu yalnızca moda haftalarının sürekli tekrardan ibaret olmasından değil; ayrıca varlıklarını, nasıl bir rol üstlendiklerini, karbon ayakizlerini, verdikleri mesajları ve reklamını yaptıkları endüstriyi de sorguladığımız için.

NY Times’ta yayınlanan bir makale, kıtalararası ulaşımın, sergiler ve vitrinler için kullanılan materyallerin gezegenimize gerçek maliyetinin ne olduğunu gözler önüne serdi.

Raporun yazarları 2697 perakendeci (Selfridges, Net-a-Porter vs.) ve 5096 tasarımcı markadan (Marc Jacobs, Michael Kors vs.) alınan verileri kullanarak endüstinin 12 aylık karbon maliyetini hesapladı.

Rapora göre, alıcıların ve markaların seyahatleri bir yılda 241.000 ton CO2 salınımına sebep oldu. Bu miktar küçük bir ülkenin toplam salınımına eşit ve Times Meydanı’nı 58 yıl boyunca aydınlatmaya yetecek bir enerji.

Ben yerimi ve bu hareketin yerini daha önce de belirttiğim halde kendimi tekrar etme pahasına şunu söylüyorum: kapsamlı bozmalara karşıyım ve modayı nasıl sunup ticaretini yaptığımız konusunda yeni yollar keşfetmeliyiz.

Adımlar atılıyor, iyileşme için bir istek de var ve bir şeyler değişiyor. Ancak itiraf etmek gerekirse bu değişimler hala keşif aşamasında, ölçülebilir bir etki yaratmaktan uzaklar.

Şu an bir geçiş sürecindeyiz ve böyle zamanların etkisi sonradan daha iyi anlaşılır. Ortalık sakinleştiğinde neyin işe yarayıp yaramadığını daha net bir şekilde değerlendirebileceğiz.

Zaman işliyor ve keşif sürecinin hızlı, etkin ve en önemlisi katılımcı olması gerekiyor. Ancak fazlalıkla mücadele etmek için aynı şekilde aşırı önlemler kullanamayız. Çözüm için kullanabileceğimiz tek yol denge ve vizyon.

Son zamanlarda bazı büyük etkinliklerin iyi yönde bir değişimde olduğunu görüyoruz. Kopenhag Moda Haftası katılımcıları için kademeli olarak açık kaynaklı kriterler getiriyor, önemli soruları gündeme çekerek ideal bir moda haftasına dair fikirler veriyor. Helsinki Moda Haftası ise modayla ilgilenen kitlelerin gelmesini beklemektense uluslararası etkinliklere ev sahipliği yaparak bir seyahat haftasına dönüşüyor. Mumbai’deki Lakme Moda Haftası üretici bir ülkede miras ve yeniliğin ulaşılabilirliğini gösteren “Sürdürülebilirlik Günü” düzenliyor. Londra Moda Haftası ve Milan’daki White Showroom halka açık ve sergi alanlarını başka girişimciler için ödünç veriyorlar. Londra Moda Haftası’nda biz de bir panel düzenledik ve her katılımcıdan tamir edilecek bir ürün getirmelerini istedik, yırtılmış kıyafetleri bozuk sistemlerle bir araya getirmek için.

Elbette böyle etkinlikler henüz gözle görülür değişimler yaratmıyor ve bizler kesinlikle dünyayı değiştirdiğimiz düşüncesine kapılmamalıyız. Ancak bu zamana kadar imkansız olan bir alanı yavaş yavaş açıyoruz.

Çevremizde, iş olmasının yanında, gelecekte olacak daha büyük değişimlerin neye benzeyeceğini gösteren ve daha önce ihtimal olan küçük şeyler gerçekleşiyor.

Şimdi her zamankinden daha çok sayıda, yaratıcılığının merkezinde etik değerleri olan küresel düzeyde tasarımcılar görüyoruz etrafımızda. Onları engellemek demek ürettiklerinin herkese ulaşmasını, moda basınına ve toptancılara da ulaşmasını engellemek demek. Moda haftaları, böyle genç yetenekleri desteklemeli çünkü onlar geleceği temsil ediyorlar. Geleceğin bedenlerimizle olduğu kadar ilkelerimizle de uyumlu trendlerini temsil ediyorlar, etek boyları ya kabanların genişliğine dair trendleri değil.

Ürünlerden, toplu üretim ve tüketimden bahsettiğimizde durması gerekenin aslında anaakım olduğu, daha az üretim yapılması ve etik ve çevresel faktörlerin göz önüne alınması gerektiği görülüyor. Kesilmesi gereken onların aşırılıkları, sanatçıların ve el işçilerinin yaratıcılığı değil. Kiralama, tamir ya da takas gibi yeni yöntem ve etiketlerle çeşitlilik ve seçme hakkı sunmaya çok daha yakın oluruz.

Her şeyden öte, sürekli fesihlerden, moda başkentlerinin sayısını azaltmaktan bahsetmek ve yeniden düzenlemek yerine bitirme çabasında olmak bana bir tür elitizm gibi geliyor.

Yani batılı moda haftası eğlencemiz dünyaya zarar mı veriyor? 50’şer kişilik gruplar halinde uluslararası lokasyonlara uçmak, küçücük şişelerden su yudumlamak, bir şovdan diğerine tek başına limuzinlerde taşınmak gibi konularda çene yapmayı bırakmalı mıyız? Yani dünyanın farklı yerlerinde daha yeni yeni oluşmaya başlayan yerli moda haftalarının bugüne kadar yeterincesi yapıldığı için durması gerektiğini mi söylüyoruz?

Umarım yakın gelecekte, teknolojik gelişmelerle, başkentleri birbirine bağlayan uygun fiyatlı gece trenleriyle, miras kalan zanaat işleri ve yerli üreticilere artan ilgiyle, fiziksel varlığımızın etkisini azaltırken etkililiğimizi arttıran yeni kriter ve düzenlemelerle; moda haftalarında daha yeni ve sürdürülebilir yöntemler ortaya çıkacaktır.

Bu düzenin bozuk olduğuna dair hiç şüphem yok ama bozulmuş yıpranmış bir şeyin tamir edilmesi gerektiğine inanıyorum, atılması gerektiğine değil.

*Yazı Fashion Revolution hareketinin yaratıcılarından Orsola de Castro tarafından kaleme alınmıştır. Yazının orjinal haline buradan ulaşabilirsiniz.

** kunduz günü (groundhog day): sürekli aynı şeylerin yapıldığı, birbirini tekrar eden günler anlamında kullanılan bir ifadedir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s